Farkındalık Algısı

 Farkındalık Algısı

"Farkına varmadığınız hiçbir şey, algılanabilir değildir !"

 


Farkındalık Algısı...

 

Farkına varmadığınız hiç bir şey, algılanabilir değildir !

Bu yazımızda sizlere, günümüzde sık sık duyduğunuz ve kelime olarak hiç yabancı gelmeyecek olan bir konuda bahsetmeye çalışacağım. “Farkındalık”

Bilimsel anlamda, psikoloji açısından bu kelimenin tanımını incelediğimizde, farkındalık bir canlının algılaması veya herhangi bir dış dürtü karşısında yani bir olay veya durum kaşısında kavramaya yönelik tepkilerde bulunması olarak tanımlanıyor. Elbette bu noktada, farkındalık anlamak ile eş anlama gelmiyor. Yani farkında olmak için mutlaka anlamış olmamız gerekmiyor. Farkında olduğumuz her şeyi, her zaman uygulamaya geçmiyoruz, bilincimizdeki süzgeçlerden geçirip davranış kalıplarına döndürdüğümüzde uygulama sürecimiz başlamış oluryor.

Örneğin, araç kullanan hepimiz trafik kurallarını bilmemize ve ciddiyetinin farkında olmamıza rağmen her zaman aynı hassasiyetle uygulamayabiliriz. O halde biliyor ama uygulamıyorsak aslında biliyor sayılmayız. O halde temel bakıldığında kişinin bir uygulamaya yani davranış kalıbına geçmesi için bilmesi, bilmesi için anlamış olması, anlamış olması için ise “farkında” olması gerekmekte.

Bu karmaşık cümleyi özetlersek, farkında olma; yaşamsal gelişim yolundaki ön adımdır denilebilir. Bu adımı takip eden kavramlar ise, anlamak ve bilmek olarak belirtilebilir. Yan, farkındalık, kişinin gelişim yolundaki hammaddelerinden biridir. Birde bilinç süreci var ki, yukarıda da bahsettiğimiz gibi önemi unutulmamalıdır.

Bu genel açıklamalardan sonra, aslında yazımızın da esas içeriğini oluşturan “kişisel farkındalık” üzerine biraz daha ayrıntılara inmeye çalışalım. Kişisel farkındalık elbette kendi farkındalığımızdır ve özfarkındalık olarakta adlandırılabilir. Özfarkındalık elbette yine kişinin özgözlemleme yapabilme yeteneği, kendi iç dünyası ile olan barışıklığı, kendine duyduğu saygısı, kısaca güçlü kişilik özelliklerini bir araya getirerek ulaşmaya çalıştığı “kendini tanıma” erdeminin yapıtaşlarından biridir.

Araştırmalar gösteriyor ki, benliğimizin farkında olduğumuzda kendimiz ile ilgili algıladıklarımız ile ve sonunda ne olmak istediğimizi karşılaştırırız. Bu, içimizde bir değerlendirme süreci başlatır. Örneğin, ayna karşısına geçtiğimizde fiziksel görünüşümüzün farkındayızdır ve çok ta beğenmediğimiz bir özelliğimiz hakkında huzursuzluk duyuyor olabiliriz. Bu tür durumlarda ilk tepki olarak, farkındalığımıza neden olan şeyden uzaklaşmaya çalışırız, bu örnekte aynadan kaçınırız. Ancak aynalardan sürekli olarak kaçamadığımız için bir ayrım noktasına geliriz. Ya fiziksel görünüşümüzü değiştirme yoluna gideriz. Ya da, görünüşümüz hakkındaki beklentilerimizi azaltırız.

Bu iç değerlendirme süreci, davranışlarımız, tutumumuz, duygularımız, değerlerimiz ve düşüncelerimiz gibi, kendimiz ile ilgili bir çok alanda işlerliğini sürdürür. Buradan anlaşıldığı kadarı ile, değerlendirme sürecine girildiğinde ya yeni hedefler koyarak yeni başarı yolculuklarına çıkmak, ya da değişim ve gelişim için çaba harcamak yerine beklentileri azaltıp hoşnutluk yolunda kalmak olarak iki yaklaşım ortaya koyabiliriz.

Yeni hedefler koyabilme becerisinin ana fikrinde ise kişilerin vizyonlarının genişliği ortay çıkmaktadır. Kişisel vizyon, yani kişisel başarı anlamında büyük resme bakabilmek, gelecekte ne ve nerede olmak istediğimizi zihnimizde şekillendirerek bu vizyona ulaşmak için hangi bedeller ödeyerek hangi yollardan gitmemiz gerektiğini belirlemek ise yine kişinin kendine verdiği değer (özdeğer), öz disiplin, kişinin kendini nasıl gördüğü (özimaj) ile orantılı olarak tanımlanabilmektedir. Yeni hedefler koyarak değişim yolunda ilerlemeye başlamak gelişimin vazgeçilemez süreçlerinden bir tanesidir.

Değişim yolunda gitmek demek, aslında gelişim anlamında değişimi belirtmektedir. Bir başka deyişle, gelişim anlamlı yani olumlu değişimler ile süslemedikçe farkındalık yetimizinden yararlandığımızı söylemek pek olası değildir. Kişilerin farkındalıkları arttıkça, hedeflerinin gereksinim ve isteklerinin ne olduğunu, nasıl işlev gördüğünü bilebilir ve yaşamda daha dengeli ve kendini daha iyi tanıyan bir birey haline gelir.

Farkında olmak aslında sorumlu olmaktır. Kişiler, kendi hayatlarını ilgilendiren kendileri ile ilgili konularda ne kadar sorumluluk almaya ve hayatlarını ne kadar kendileri yönetmeye yatkın olur ve bunu zihinlerinde alışkanlık haline getirirlerse ancak o zaman farkındalıkları artar ve bağlantılı olarak biraz önce söz ettiğimiz değişim yolunda ilerlemeye başlarlar. Bu durumda, değişim içimizde saklı olan bir kavram değil, bir süreçtir ve bu süreci ateşlemek için ise farkındalık gerekir. Hepimizin bildiği gibi değişim kişinin dıştan bir zorlama ile başlattığı bir süreç değil, içten gelen bir kavramdır.

Ya tam aksini yaparsak ? Yani farkındalıklardan kaçarsak, beklentilerimizi azaltırsak veya gelişim ya da değişim amaçlı herhangi bir şey yapmazsak ? O halde durumumuzdan hoşnut kalmalı ve yeni hedef ve beklentileri de ortaya koymamlıyız. Montaigne’nin dediği gibi, “Gideceği limanı bilmeyene hiç bir rüzgardan hayır gelmez”.

Farkındalığımızı yükseltmek için vizyonumuzu genişletmeli, yeni hedefler koymalı ve yaşamımızın ilerki safhalarını yani geleceğimizi planlamalı ve bu hedefe ulaşmak için çaba harcamaya hazır olmalıyız. Mutluluk sürecinde farkındalık artışı mutlak gerekliliktir. Farkındalığımız arttıkça, bir mıknatıs gibi, gelişimimiz ve mutluluğumuz için gereken kişi ve olayları kendi içimize çekmeye, o ana kadar bakıp ama göremediklerimizi algılamaya, olaylar ve insanlara farklı açılardan bakmaya başlayabiliriz.

Farkına varın ! yaşamın, dünyanı ve en önemlisi kendinizin farkına varın. Sadece ne olduğunuzu değil, yaşamda nerede ve nasıl olmak istediğinizi iyice düşünün. Kendinize daima hedefler koyun ve öz disiplin ile o hedeflere engelleri aşarak ilerleme gücünü hep içinizde hissedin.

Farkındalık artışının en önemli anahtarı kişinin kişisel yani içsel gücüdür. Aradığımız her yanıt kendi içimizdedir. Yeterki kendi kendimize doğru soruları sorabilelim. Yeterki aynanın karşısına geçip, kendimizi kendimize itiraf edebilelim.

Sevgiyle, Sevecenlikle kalın...

Kağan ÜNVER

30 Ekim 2007

İlginizi Çekebilir